Aynı Hataları Bile Bile Tekrar Eden Bir Ülke Üzerine
Bu ülkede bazı sorunları defalarca yaşadık. Sonuçlarını gördük, bedelini ödedik, hatta bazılarını tarih kitaplarına “ibretlik örnek” diye yazdık. Ama ne hikmetse, benzer şartlar oluştuğunda aynı refleksleri yeniden üretmekte hiçbir sakınca görmedik.
Devlet, asli görevlerinden birinde zayıfladığında ortaya çıkan boşlukların masum kalmadığını artık öğrenmiş olmamız gerekiyordu.
Devletin Boşluğu, Başkalarının Alanı
Devlet; eğitimde, barınmada, sosyal desteklerde görevini tam anlamıyla yerine getiremediğinde ortaya bir boşluk çıkar. Bu boşluk kendiliğinden “iyilikle” dolmaz. O boşluk, gücü, parası, örgütlenme kabiliyeti olanlar tarafından doldurulur.
Türkiye’de bunu eğitim alanında yaşadık.
Ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle okuyamayan binlerce genç, barınma ve burs ihtiyaçlarını devlet yerine başka yapılardan karşıladı. Bu yardım bir süre sonra karşılıksız olmaktan çıktı. İtaat istendi, bağlılık istendi, sadakat istendi. Ve sonunda bu insan kaynağı, devlete alternatif paralel yapılara, hatta terör örgütlerine dönüştü.
Bugün kimse çıkıp da “bunu bilmiyorduk” diyemez.
Şimdi Aynı Hikâye Afetler Üzerinden Yazılıyor
Bugün benzer bir tabloyu afet yönetiminde görüyoruz.
Depremler, seller, yangınlar… Devletin koordinasyon ve kapasite sorunları her büyük afette daha görünür hale geliyor. Bu boşlukta ise çok sayıda “afetle mücadele derneği” sahneye çıkıyor.
Kâğıt üzerinde hepsi yardım amacıyla kurulmuş.
Ama sahaya baktığınızda, bu yapıların önemli bir kısmının tarikat ve cemaatlerin doğrudan ya da dolaylı kontrolünde örgütlendiğini görüyorsunuz. Güçlü finansman, kapalı insan ağları ve sorgulanmayan bir hiyerarşi ile hızla büyüyorlar.
Evet, yardım ediyorlar. Evet, bazı hayatlara dokunuyorlar.
Ama mesele bu değil.
Afet Meşruiyeti: En Tehlikeli Güç
Afetler, toplumsal hafızada büyük bir meşruiyet üretir. En zor anda gelen yardım, sorgulanmaz. Eleştirilmez. Hatta kutsanır.
İşte tam da bu yüzden afet alanı, güç devşirmek isteyen yapılar için bulunmaz bir zemindir.
Kimse hesap sormaz. Kimse denetlemez. Kimse “bu insan kaynağı yarın nerede, kimin emrinde kullanılacak?” diye düşünmez.
Daha önce eğitimi kullananlar vardı. Şimdi afeti kullanabilecek olanlar var.
Aradaki fark yalnızca araç.
Gerçek Gönüllüler Neden Kaybediyor?
Bu ülkede işini düzgün yapan, yalnızca afetle mücadeleye odaklanan, ideolojik ajandası olmayan dernekler de var. Ama onların bir sorunu var:
Paraları yok. İnsan kaynakları sınırlı. Medya güçleri zayıf. Hatta daha ağır konuşmak gerekirse, kapalı devre sadakat ağı ve kör itaat üreten mekanizmaları yok.
Karşılarında ise afet adı altında her türlü menfi faaliyeti yürütebilen, kapalı devre çalışan, ekonomik gücü yüksek yapılar bulunuyor.
Sonuç mu?
İyiler kenarda kalıyor. Güçlü olan alanı kaplıyor.
Bu Bir Sivil Toplum Karşıtlığı Değil
Altını özellikle çizmek gerekir: Bu bir sivil toplum düşmanlığı değil.
Asıl sorun, devletin kendi sorumluluğunu kalıcı biçimde devretmesi ve ortaya çıkan yapıları denetlememesi.
Devlet yapmazsa biri yapar. Ama o “biri”nin kime hizmet edeceğini siz seçmezsiniz.
Bir Uyarı, Bir Manifesto
Bu ülke, aynı sebeplerden aynı sonuçların doğacağını defalarca tecrübe etti.
Eğer afet yönetimi;
- Şeffaf,
- Kamusal,
- Hesap verebilir,
- Devletin merkezinde olduğu
bir yapıya kavuşturulmazsa;
Bugün yardım dağıtan bazı yapıların yarın nasıl bir güç odağına dönüşeceğini konuşmak zorunda kalacağız.
O gün geldiğinde de yine aynı cümleyi kuracağız:
“Nasıl oldu bu?”
Oldu. Çünkü bile bile izin verdik.
İhtar !
Bugün afet üzerinden büyüyen bu yapıların bir kısmı, yarın:
- Yerel yönetimlere,
- Güvenlik bürokrasisine,
- Siyasi yapılara
insan kaynağı taşımaya başladığında şaşırmayın.
Bu ülke bunu daha önce gördü. Ve yine görür.
Son Söz: Bu Bir İhmal Değil, Bir Tercihtir
Ortada bir akıl tutulması yok. Ortada bir tercih var. Devlet boşluğu bilerek doldurmuyorsa, Birileri o boşluğu bilerek doldurur. Ve bedelini yine bu toplum öder.
Yarın değil. Bugün.


0 Yorumlar